Boş veya dolu oluşuna değil bardağa odaklanmak

AK Parti’nin bir önceki yerel seçime göre oylarını artırarak birinci parti çıktığı bir seçimi geride bıraktık.

Aslında tam da bırakamadık; bazı illerde itirazlar ve seçim gerginliği sürüyor. En başta söylemek gerekirse; AK Parti’nin daha yüksek oy alacağını düşünüyordum. Nihayetinde son üç aydaki seçim kampanyasını yeni bir İstiklal Savaşı algısı üzerine kurmuştu. Ve halkın öyle algılayabileceği kadar veri, o verileri geniş kitlelere ulaştıracak mecra da mevcuttu. Ama anlaşılan milli güvenlik ve çıkarlar sebebiyle kapatılan Twitter’ı ilk günde delen bir millet olarak ‘milli şuur’ konusundaki noksanlarımız seçim sonuçlarına da yansıdı. Yerel seçime göre artan oy oranı genel seçimlerin gerisinde.

Seçim sonuçlarıyla ilgili herkes kendi üslubunca (kimi sloganlarla, kimi aşağılayarak, kimi naif bir şekilde, kimi 3 aydır monoloğa dönen komplo analizleriyle) kısaca şunu yazıyor. Aşağılanan halk yığınları yolsuzluk operasyonu bahanesi altında darbeyle düşürülmek istenen AK Parti’ye ve siyasete, dolayısıyla iradelerine sahip çıktı. Barış sürecine olan destek, ekonomideki iyilik seyri, başörtüsü yasağı başta olmak üzere yapılan özgürlükçü reformları kaybetmeme endişesi vs. de diğer başlıklar. Bunların tümüne katılıyorum. Ki bunlar olmasa bile alternatifleri düşündüğümüzde BDP’yi saymazsak hem siyasi vizyon hem de söylem olarak ümit vaat eden başka bir parti olmadığı da açık.

Ama karşı tarafın tümünün muhafazakârları aşağıladığı, darbeci olduğu yahut AK Parti’ye oy veren herkesin tüm icraatlarından memnun olduğu veya başkalarının özgürlüklerine karşı duyarlı olduğu şeklindeki kaba genellemeler eksik ve iyi niyetli değil. Resmin tek tarafına bakıp; aynılaşılan hataları, tutumları görmezden gelip bu sebeple çıkacak yeni krizler için ‘kandırılmışız, bilmiyorduk’ deyip kenara çekilecek kıvraklıkta olanların bu basit genellemelerine şaşırmıyorum. Ama hakkaniyet ve yenilik derdinde olanların da bu kolaycılığa kapılmasını doğrusu üzülerek izliyorum. Bir tarafta nefrette birleşenler varken bir tarafta muhabbette birleşenler yok ne yazık ki. Bir taraf nasıl kendi çıkarı için her türlü yolu mubah görüyorsa diğeri de aynı durumda. Dinlemeler, devlet sırlarının ifşası, nefretleşen dil, medyanın manipülasyonu kısacası Başbakan olmak üzere hükümete yöneldiği belirtilen tüm olumsuzluklarının benzerlerini hükümetçe yani devlet eliyle bu süreçte yapıldığını gördük. Ve bunların büyük çoğunluğu miting meydanlarında argüman olarak kullanıldı. Çok ütopik gelebilir belki; karşısında illegal ve ahlak dışı yollara tevessül edenler varsa bile devletin hele de Müslüman demokrat olduğunu söyleyen bir hükümetin yönettiği devletin hukuk ve insaniyet içinde hareket etmesi gerektiğini düşünüyorum. 90’lı yıllarda köy yakmaların terörle mücadele kılıfıyla bir devlet projesi olarak yapılmasını nasıl kabul edilmez buluyorsak ve bunun yanlışlarını bugün artık herkes kabul etmişken yeni linç kültüründe oluşabilecek yanlışları 20 yıl sonrasına bırakmadan görmek lazım.

AK Parti’yi ve seçmenini genellemelerle haksızlık durumunda bile haklı olduklarına inandıran ve sürekli mağduriyetlerinin altını çizenler bana Kürtlere yıllarca savaşmaktan başka şansları olmadığını söyleyenleri hatırlatıyor. Kürtler, onlara “çok acı çektiniz, savaştan başka yapacağınız bir şey yok, haklısınız o halde savaşın” diyenler yüzünden yıllarca savaşta ilk önce kendi hayatlarını ve geleceklerini kaybettiklerini göremediler. Partililerin bile kabul etmediği yanlışlarını savunan yeni sınıfların statülerini kaybetmemek için askere yıllarca destek veren, 90’lı yıllarda Kürtlere yapılan zulümleri görmezden gelenlerden farkı yok nazarımda. Tutumları henüz böyle büyük acılara sebep vermemiş olabilir ancak nitelik ve nicelik olarak inanç dünyasında sarsılmalara sebebiyet verdikleri aşikâr. An itibarıyla kazanılan yeni statülerin, değişen dünyaların albenisinde herkes ama özellikle yeni nesillerin hem inanç hem de yaşam biçimi olarak ebeveynleriyle bir kopuş yaşadığı da sosyolojik araştırmalarla ortada. Çünkü ailelerinin günlük yaşam ve siyaset biçimleriyle inançlarının değerleri arasındaki farklılığı en çok onlar hissediyor. Yeni nesil için başörtüsü mağduriyeti başta olmak üzere tüm mağduriyetlerin belirleyici bir etkisi de olmayacak.

BDP yıllardır hem kendi içinde hem de sırtına çöreklenen savaş lobisinden kurtularak savaşın kazanımlarının götürdüklerinin yanında bir anlamı olmadığını gördü. Coğrafyasına ve kültürüne uymayan bir anlayışı sürdürerek yarını sırtlayamayacağını açık olarak gördüğünü yerel seçimlerdeki aday seçimleriyle ortaya koydu. AK Parti’nin de bu aşamada yapması gereken, vitrinine çöreklenen ‘mücadelede her şey mubah’ lobisinin kendi medeniyet tasavvuruna yaptığı olumsuzluğu görmesidir.

Öte yandan, bardağın dolu ile boş taraflarına bakıp analiz yapacaklar için çok elverişli bir ortam aslında. Körü körüne muhalefet de körü körüne bağlılık da çok iyi prim yapıyor. Şairin deyimiyle “İnsanlar hangi dünyaya kulak kesilmişse öbürüne sağır” artık günlük rutinimiz oldu. Ancak gemisini yürütme derdinde değil yarına herkesin dilediğince yaşayabileceği bir ülke bırakmanın sorumluluğu bugün bardağı bir bütün olarak görmekten geçiyor. Bunu seçimlerin ardından yaşanan itiraz süreçlerinde de gördük. Hükümete yakın medyaya ve oralarda çalışanların sosyal medyada yazdıklarına baktığımızda; CHP’nin beceriksizlik ve şımarıklıkla yenilmeyi bilmeyerek itirazlar yaptığı, BDP’nin de özerklik için olay çıkardığıyla ilgili değerlendirmeler var. Paralelcilerin seçim kaosu planlarını devreye koyduğu bu ortamda AK Parti de demokrasinin gereği olarak bazı seçim bölgelerinde hakkını arıyor. Antalya’da seçimi kaybeden CHP’li başkanın arşivi yakması, haklı olarak çok yankı buldu. Aynı durumun yaşandığı seçimi kaybeden AK Partili başkanın belediye binasını boşaltması haber değeri bulmadı misal. Diğer kesimlere ve medyaya bakarsak AK Parti bütün ülkede üstelik her partinin temsilcisinin olduğu seçim salonlarında usulsüzlük yapmış, oyları çalmış. Yani nerden baktığınıza ve bilgilendiğinize göre değişen bir atmosfer. Kaos gibi görünen ortamı normalleştirmenin yolu ise aslında çok basit; hukukun tarafsız bir şekilde işletilmesi. Başka bir deyişle Ağrı’da 14 kez itirazı kabul eden seçim kurullarının, Ceylanpınar’da itirazı hiç kabul etmemesi gibi bir keyfiyeti ortadan kaldırmak.

Seçimin ardından yapılan nitelikli analizlerde yeni hatta muhalif bir dilin kurulabilmesi gerektiğine de işaret edildi. Bunun için öncelikle medyanın asıl işlevine dönebilmesinin önündeki engellerin, baskıların, yönlendirmelerin kalkması gerekiyor. Çünkü doğru ve tarafsız bilgilenmek en acil ihtiyaçlarımızdan. Medyanın haklı olarak güven vermediği bir ortamda tek çare olarak sarıldığımız sosyal medyada o bilgiye erişirken kamplaşmaktan, bilgi kirliliğine maruz kalmaktan kurtulamıyoruz. Ve bu hep kısır bir döngü şeklinde devam ediyor.

Site Footer