28 Şubat’ın Karabasanından Kurtulamayanlar

AK Partili dört kadın vekilin başörtülü olarak Meclis’e girmesiyle ilgili yapılan yorum ve analizlerde en çok kullanılan cümlelerden biri, “28 Şubat’ın artık bittiği” idi.

28 Şubat’la tanıştığımız yasak ve ayrımcılıklar her gün giderek azalıyor ancak 28 Şubat’ı yasaklardan daha ağır zulümlerle geçirenlerden bazılarının 28 Şubat’ı ise halen sürüyor. Yaşanan mağduriyetin detaylarına indikçe, 28 Şubat’ın bazıları için ‘bin yıl süreceği’ hissiyatına kapılıyor insan. Bunlardan ilki artık ismi 28 Şubat’la özdeşleşen Yakup Köse. Yakup Köse’yle birlikte 29 kişinin daha yargılandığı davanın diğer bir mağduru ise Köse gibi çocuk yaşta cezaeviyle tanışan ONÇ. Yakup Köse, 1996 yılında Antalya’da katıldığı bir gösteriden sonra İBDA-C örgütü üyesi olmak suçlamasıyla tutuklandığında lise öğrencisiydi ve henüz 14 yaşındaydı. ONÇ ise, 17 yaşındayken aynı suçlama ile 1995 yılında İstanbul’da tutuklandı. İşkence altında suçlamaları kabul etmek zorunda kaldılar. 28 Şubat sürecinde davaları hızlandırıldı ve cezaları kesinleşti.

“İç düşman” üreterek karanlığını çoğaltan sistemin kendine kurban seçtiği iki çocuğun hayatı çeşitli cezaevlerinde geçirilen işkencelerin ardından Bandırma Cezaevi’nde kesişti. Bandırma Cezaevi’nden ‘tabutluk’ olarak tabir edilen Eskişehir Cezaevi’ne nakledilmek istemedikleri için cezaevi yönetimiyle yaptıkları görüşmeler sürerken; cezaevine ateşli silah ve gaz bombalarıyla yapılan jandarma baskınında yaralandılar. Tahliyesine üç ay kalan Hasan Meriç isimli mahkûmun öldüğü olaylarda ONÇ de, jandarma tarafından ailesine ilk etapta ‘öldü’ denilecek kadar ağır bir kurşun yarası alır. Olayların ardından ameliyata alınan ONÇ, 6 ay bağırsakları dışarıda yaşadıktan sonra iyileşir. Yakup Köse’nin de kolundan vurulduğu olaylarda yaralı sayısı 18 kişi.

Bayrampaşa Cezaevi’nde düzenlenen kod adı Tufan olan Hayata Dönüş Operasyonu’nun medyanın desteğiyle danışıklı bir senaryo ile kurgulandığı bugün açığa çıkmış durumda.İBDA-C’li mahkûmların isyan çıkardığı şeklindeki haberlerle kamuoyunu meşgul eden Metris ve Bandırma Cezaevi olayları da tam bir ‘tufan operasyonu’ aslında. Ergenekon yargılamalarında Okan İşgör’ün JİTEM adına Metris Cezaevi’nde faaliyette bulunduğunu kabul etmesi üzerine geçtiğimiz aylarda yapılan başvurularda davada tutuklu bulunan bazı mahkûmların tahliyesine karar verildiğini hatırlatayım. Yine Bandırma’da cezaevindeki olaylarla ilgili jandarmanın ve yargının elinde videolar mevcut, o görüntülerin mahkemeye sunulması halinde savunmasız mahkûmlara güvenlik güçlerinin ateşli silahlarla ve zehirli gazlarla saldırdığı ortaya çıkacak. Bu arada cezaevindeki olayları bastıran(!) Garnizon Komutanı bugün çok tanıdık bir isim; Balyoz davasında tutuklanan 1. Hava Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Korcan Polatsü.

Çocuk yaşta girdikleri cezaevlerinde, ömürlerinin en güzel olması gereken yıllarını büyük acılar ve işkencelerle geçirdikten sonra nihayet geçtiğimiz yıllarda beraat eden, hayata güçlükle de olsa tutunmaya çalışan Köse ve ONÇ’nin peşindeki karabasan ise hiç bitmedi. Köse, bu karabasanın hep peşinde olacağını ilk hissettiği anı şöyle dile getiriyordu yıllar önce yazdığı bir yazıda: “Bu devlet ne istiyor benden, ne verebilirim ki artık onlara? Ömrümün en güzel yıllarını verdim. Acı olan, iki küçük kızım var şimdi. Beni içeriye atarak onların da mı hayatını zindan edecekler? Şimdi anlıyorum o zamanlar Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü’nün makam odasında benim için yardım talep eden babama söylediği; ‘Onların yaşamaya hakkı var mı ki, gebersinler.’ sözünün hakikatini. Yavaş yavaş öldüren zihniyet hemen öldüren zihniyetten de acımasız.”

Bandırma Cezaevi’nde 2000 yılında çıkan olaylarla ilgili ‘cezaevinde tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma ve el değiştirme’ suçlamasıyla haklarında 18 yıla varan cezalar istendi. Üstelik ağır yaralı olarak kurtuldukları olayların ardından nakledildikleri Eskişehir Cezaevi’ndeyken, Bandırma Cezaevi’nde duvar içinde bulunduğu! belirtilen yanıcı ve patlayıcı maddelerden dolayı.

DGM ve diğer mahkemeler arasında gidip gelen duruşmaların ardından Yakup Köse ve ONÇ’nin de aralarında bulunduğu 30 kişi hakkında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2008 yılında açtığı dava 29 Haziran 2011’de beraatle sonuçlandı. Dosya Yargıtay’a gitti. Ama bu kez Yargıtay, evrak eksikliğinden dosyayı geri yolladı. Bandırma 2. Asliye Ceza Mahkemesi yargıda pek göremediğimiz bir titizlikle eksiklikleri tamamlayarak aynı gün içinde dosyayıYargıtay’a geri gönderdi. Ve en kritik aşama gerçekleşmek üzere; Yargıtay’ın 9. Ceza Dairesi 27 Kasım 2013 tarihinde dosyayı onamak için tekrar görüşecek. Kararın onanmasıhalinde Yakup Köse ve ONÇ ile davada yargılanan diğer 28 kişiye tekrar cezaevi yolları görünecek. Tam da Ankara’da sürmekte olan 28 Şubat davasında birbiri ardına tahliyeler yaşanırken.

28 Şubat’ın Yakup Köse ve ONÇ gibi çocuk yaşta mağdur olanlar için tamamen bitmesi için darbe olarak kabul edildiği ve yargılandığı bugünlerde o yıllardaki yargılama kararlarının yok sayılması gerekiyor. Kaybettikleri yılları geri almalarını sağlamamıza imkan yok ama en azından bundan sonraki hayatlarını ‘cezaevi’ kabusuyla yaşamamaları hem devlet hem de toplumun omuzlarında önemli bir sorumluluk olarak duruyor.

Site Footer